Düşüncelerim İnceleme Kitaplar

Düşüncelerim: Uçurum Aylık Edebiyat Dergisi - Haziran 2026 Sayısı

Uçurum Dergi Haziran 2026 Uçurum Dergi Haziran 2026 by Uçurum Dergi
My rating: 5 of 5 stars

Herkese güzel ama aynı zamanda sıcak bir yaz gününden selamlar :) Şairin de dediği gibi beni bu güzel havalar mahvetti demek isterdim ama bize sadece mahvettisi kalmış :) Ama olsun, limonatamdaki buzların şıkırtısıyla da bu yazıyı yazmak ayrı bir güzel hissettiriyor :) Peki bugün ne yapacağız? Hemen anlatalım. Bir kitap, hatta daha doğrusu bir dergi incelemesi yapmak niyetindeyim. İşte düşüncelerimi, ben de ne hissettirdiğini ve nelere götürdüğü gibisinden :) O zaman başlayalım hemen :)

Öncelikle dergiyi nerede gördüm, nasıl haberdar oldum ve ilk izlenimlerim nasıl şekillendi diye başlamak istiyorum. Aslında dergiyi ilk kez Mayıs sayısı ile tanımıştım. En azından isim ve konsept olarak. Tabii o zaman stoklar tükendiğinden alıp inceleyebilme şansını bulamamıştım :) Ama neyse ki Haziran sayısı ile bu sefer okuyabilme şansı da elde edebildim :) Ama bugün sadece dergiyi ele almayacağız. Tabii yine alacağız da tam olarak değil. Yazımı iki çerçevede ele alma niyetindeyim. Bunlardan birisi dergiye genel bir bakış iken bir diğeri ise yine derginin içindeki bir öykü şeklinde olacak :) Düşüncelerim ve beni alıp götürdüğü kısımlar da genelde bu ikincisi özelinde olacak sanırım :)

Dergiyi nerede gördüm ve nasıl haberdar oldum kısmına geleyim şimdi. Cherry'i belki daha önce görmüşsünüzdür. Eğer şu ana dek tanıma şansına sahip olmadıysanız kendisine ve yazılarına bir bakmanızı mutlaka tavsiye ederim. Eğlenceli, renkli ve bir o kadar da dolu dolu bir kişilik  olur kendisi :) Ayrıca kedileri de çok seviyor :) İşte ben dergiyi ilk kez onun blogunda "Yine Yeniden Uçurum Dergisi" yazıyla tam olarak tanıma şansına sahip oldum. Tam olarak diyorum. Çünkü yine bir önceki, yani ilk kez haberdar olduğum Mayıs ayı sayısını da yine  onun blogundaki bir başka yazı ile görmüştüm.

İkinci kısım diye bahsettiğim de işte Cherry'nin "Bavuldaki Bahar Sevinci" isimli öyküsü oluyor :) Tabii önce dergiye genel olarak bir bakalım. Sonrasında yine oradan devam edeceğiz :)

Dergi ilk kez yayın hayatına Haziran 2025 sayısı ile başlıyor. Yani Haziran 2026 sayısı ile birlikte tam koca bir sene olmuş. Uçurum Yayınlarından yine Uçurum Aylık Edebiyat Dergisi adıyla sayılarını her ay düzenli bir şekilde çıkarıyorlar. İçeriğini şiirler ve öyküler oluşturmakta. Benim gözlemlediğim kadarıyla Haziran 2026 sayısında 120 şair ve yazarın eserine yer verilmiş. Her sayısında bu sayı korunuyor mu onu henüz ben de tam bilmiyorum. Ama şu an itibariyle böyle olduğunu ifade edebilirim.

Ben dergiyi kendi resmi siteleri de olan bu adres üzerinden satın aldım. Ama eğer satın alma düşünceniz oluşursa önce mutlaka Cherry'nin "Yine Yeniden Uçurum Dergisi" isimli yazına bir bakmanızı tavsiye ederim. Orada birkaç husus üzerinde de yine gerekli açıklamalara yer verilmiş. Satın alma bağlantısı da yine aynı şekilde mevcut.

Uçurum Aylık Edebiyat Dergisi, Haziran 2026
Derginin tasarımı bu şekilde görünmekte. Ben aslında ilk başta daha bir dergi formunda bir şey olur diye düşünüyordum ama kitap formatı gibi bir yapısı var. Aslında öyle düşünmem de TÜBİTAK'ın çıkardığı dergilerden kaynaklı sanırım. Onlara yıllık aboneliklerim var ve tam dergi gibiler. Tabii dergi derlemekten geliyor. O nedenle formundan çok bu yönü öne çıkmalı ama yine bunu da belirtmek istedim sadece :)

Tasarımı açısından da yine beğendiğimi ifade edebilirim. Tam sebebini anlayamasam da sanki özgür gibi hissettiriyor :) Ama bir tek rengini sevemedim. Bu da dergiye özel bir şey kesinlikle değil. Turuncu en ama en nefret ettiğim renk olur :) Onu saymaz isek genel olarak hoş bir tasarım.

Bu arada ben satın aldığımda beşinci gün kargoya verildi. Biraz fazla olabilir ama bunun altında yatabilecek sebepleri az buçuk tahmin edebildiğimden hak veriyor ve anlayışla karşılıyorum. Kargoya verildikten sonra elime bir gün içinde ulaştı. PTT getirmişti. Bir an şaşırdım tabii :) Bir günde ve PTT getiriyor :) Madem böyle şeylerin vardı niye... diye şeklinde ilerleyen bir durum oldu kısaca :) Sonra öğrendim ki çıkış şubesi benim ile komşu imiş. Ondan bu kadar hızlı gelmiş :) Her neyse. Biliyorum lafı biraz fazla uzatıyorum ama yazmaya başlayınca da insan durmak istemiyor. Limonatam biteli de birkaç paragraf oluyor ama yazmaya devam yine de :)

Dergideki eserlerin en az 60-70 kadarını okudum bu arada. Tabii denilebilir ki neden hepsini okumadan düşüncelerini ifade etmek istedin? Bu bir kitap olsaydı muhtemelen öyle gerçekleşirdi. Ama değil. Hepsini bitirmek istemedim. Çünkü böyle zaman zaman elime alıp sayfaları karıştırmayı seviyorum. Tamam bu işin bir edebi yönü de var ama ben açıkçası ondan daha çok o 120 kişinin emeğini önemsiyorum. O kişilerin ben de böyle düşünüyorum, bak bu da benim bu uçsuz bucaksız edebiyata bıraktığım bir şeyler demesinin altında yatan o şeyi seviyorum. O şiirlerin o öykülerin temelinde kim bilir ne yaşanmışlıklar ne hikâyeler var. Beni o ihtimalin varlığı mutlu ediyor. O nedenle hepsini bir anda bitiremem :)

Dergide sanırım ağırlık daha çok şiirlerden oluşmakta. Ben de en çok şiirleri okudum zaten. Şimdi burada şu şiir böyledir, tekniği öyledir gibi şeylere girmeyeceğim. İlki, tüm bunları okurken öyle bir amacım yoktu. İkincisi şairinin de öyle bir düşüncesi olduğunu düşünmüyorum. Kısaca bu şiir iyidir bu şiir kötüdür diye bir yargıya varmam mümkün değil. Onun yerine bu şiir benlik veya bu şiir benlik değil yaklaşımını daha doğru buluyorum. Ve evet, benlik şiirler de çokça vardı. Bazısını ben de hissettirdiği duygular nedeni ile bazısını da ilgi duyduğum konulara yönelik olmasından dolayı severek okudum. Aslında onlara burada da yer vermek isterdim ama sonuçta telife konu bir husus olduğundan bunu yapamıyorum maalesef. Ama eminim ki sizleri de kendisine çeken mısralar mutlaka olacaktır.

Öykü konusunda ise tam olarak aynı şeyleri söylemeyeceğim. Şiir de her şey güzel ya da kurallı olmak zorunda değil. Orası biraz daha özgür. Ama öykü yazmak çok başka bir şey. Tabii sevdiğim öyküler oldu. Ama teknik açıdan zayıf olanlar da vardı. Bunu kötülemek anlamında söylemiyorum. Konuları olsun vermek istedikleri mesaj olsun yine çok özel ve değerlilerdi. Sadece teknik açıdan biraz daha iyi olabilirlerdi. Bu konuda şiirin aksine daha net bir yargıya varabiliyorum çünkü benim alanımda doğrudan bu işle ilgili. Henüz tam zamanlı ve yıllarımı vermiş olmasam da :) Ama yine de dediğim gibi. Bunların hiçbir önemi yok. Önemli olan söyleyecek bir şeyleri olan insanların bu yolda bir şeyler yapabilmiş olması. Bu basit gibi görünen ama inanın ki çok zor olan bir şey. Çünkü bir şeyler söyleyebilmek cesaret ister. Hangi koşulda olursa olsun ve ne şekilde yapılırsa yapılsın. Kaldı ki buradaki tüm eserlerde bir dizi elemeden sonra ancak kendine bu sayfalarda yer bulabiliyor. Bu bile başlı başına oldukça kıymetli ve bir takdiri hak eden bir şey. Dergideki tüm yazarlara da ilerideki yazarlık serüvenlerinde başarılar diliyorum😇​

Dergiye genel hatları ile yer verdiğimi düşünüyorum. O zaman şimdi yazımın diğer kısmını oluşturacak o öyküye gelelim :)

Öykümüzün ismi "Bavuldaki Bahar Sevinci" olup sayfa 176'da bulunmakta. Çok uzun bir öykü olmamakla birlikte sizi alıp götürdüğü yerler açısından bir o kadar büyük bir öykü olduğunu kesinlikle söyleyebilirim :) Yine öyküye burada doğrudan yer vermeyeceğim. Sonuçta okumak istediğinizde o ilk etkinin kaybolmasını istemem. Ama yine de birkaç bilgiye yer vermek de bir sakınca görmüyorum :)

Öykümüzde ön plana çıkan üç karakter var. Bunlar sırası ile Zehra, Mustafa ve Meryem. Açıkçası karakterlerden bir tanesinin adaşım olması da o beni alıp götürmesinde ayrı bir etkili oldu diyebilirim :) Tabii karakterler arasında ilişki durumlarını da kısaca yine anlatmış olalım. Zehra ve Mustafa iki kardeşler. Meryem'de onların halası oluyor. Tabii hala yurt dışında yaşamakta. Öyküdeki olaylar zinciri de halanın iki kardeşe yapmış olduğu ziyareti ile şekilleniyor. Ama aslında bunlar da bir dereceye kadar olan şeyler. Bence bunlardan ziyade yazar, okura farklı bir şeyi vermeyi amaçlamış.

Peki bu ne olabilir? Bence iki ihtimal var. Birincisi, bir eksikliği olduğu kadarıyla gidermek. İkincisi ise hepimizin ya da büyük bir çoğumuzun içimizde bir yerlerde olan ve çok ama çok özlediğimiz güzel zamanlara bizi götürebilmek. Bence kesinlikle ikincisi ama yazarımız bu konuda yetkili merci :) Tabii bunların hiçbirisi de olmayabilir. Ama öyle bir durumda da zaten bu yazarın çok yönlü bir şey ortaya koyduğunu gösterir ki bu da çok değerli.

Şimdi doğrudan şöyle olmuştur böyle olmuştur diye anlatmak istemiyorum. Ben ne hissettim ve beni nelere götürdü kısmını önemsiyorum. Öyküyü okudum ve aşağı yukarı altı yedi yaşlarımı anımsadım. Hatta birkaç açıdan neredeyse artık unutmak üzere olduğum bazı şeyleri tekrar hatırladım. Küçük bir çocuk iken hayat çok basitti. Sabah en geç yedi gibi kalkmış olurdum. Tabii o zamanlar internet bu kadar yaygın değil ve bir çocuksan yapabileceğin şeyler de çok sınırlı olurdu. İşte o zamanlarda ben de her zaman yaptığım gibi televizyonu açar, çizgi film kanalına gelir ve yatağımda uzanarak güzel bir zaman geçirirdim :) Mevsimlerden kış ise üzerime yorganımı çeker, sobanın da o çıtırdayan ve sabahın sessizliğinde bir başka duyulan gürül gürül sesiyle sakin sakin çizgi filmimi izlerdim. Tabii o zamanlar oda kavramı pek olan bir şey değildi. Şu anki gibi değil pek çok şey. İşte babam da işe gidecek olurdu. kahvaltısını falan yapardı. Haber izlemek isterdi ama izletmezdim :) Caillou olsun şirinler olsun. Ya da başka herhangi bir şey. Her ne var ise o mutlaka izlenecekti :) Sonra işe gideceği zaman gitmeden tam yatağıma gelir. Önce sol yanağımı, sonra sağ yanağımı ve en sonda alnıma bir öpücük kondur öyle giderdi. Bir şey de söylerdi ama onu bir türlü anımsayamıyorum. Aslında bu kadarını bile hatırlamıyordum.

Peki bunu niye anlattım? İşte öyküyü okuyunca içimde bir yerlerde bu hatıraları anımsattı. Oysaki ben bunların büyük çoğunluğunu unutmuştum. Ya da öyle sanıyordum. Yeteri kadar güçlü değillerdi. Ama yok da değillerdi. Sadece ufak bir şeyi bekliyorlarmış. O da bu öykü ile oldu.  Yine demek istediğim noktaya geliyoruz. Öykü şunu anlatıyor öykü bunu anlatıyor, bunların hiçbir önemi yok. Hem zaten yazarlıkta konu amaç değil araçtır. Esas olan ana fikirdir, yazarın vermek istediği o mesajdır. İşte ben bu öyküde anlatılmak istenin biraz da bunlar olduğunu düşünüyorum. Geçmişe, o güzel günlere gidebilmek... Tabii bu herkeste farklı olacaktır. Kimisinde daha özlem kimisinde ise belki bir hüzün. Ama her ne olursa olsun o günlere sizi götürecektir. Gittiğinizde neler bulacağınızı biz bilemeyiz. Yine de güzel hatıraların olmasını içtenlikle temenni ederim.

İşte böyleydi. Doğrudan öykünün kendisi üzerinden bir şeyler anlatmak istemedim. Ben de uyandırdığı hisler ve düşünceler üzerinden elimden geldiğince bir şeyler yazmaya çalıştım. Bunu verebilmişimdir umarım. Tabii yine son olarak teknik açıdan da kısa bir değerlendirme yapmak isterim. Okuduğum diğer az sayıda öyküye kıyasla ayakları yere daha sağlam basan bir öykü idi. Hikâye unsurları falan olsun çok daha belirgindi. Yani olması gerektiği gibi. Ama yine dediğim gibi. Teknik falan bunlar bir yere kadar. Asıl önemli olanın okurda bir şeyleri hareketlendirebiliyor oluşu. Kendi adıma da bunun olduğunu söyleyebilirim. Hoş, söylemesi de kalmadı elimden geldiği kadar anlattım :)

Cherry'e bu güzel öykü için buradan tekrar teşekkürlerimi ifade ediyorum. Kendisinden daha fazla öykü beklediğimizi de ayrıca söylemek istiyorum😊​ Nice böyle eserlerinine...😇​

Bu arada dergiyi okumadan önce her zaman kitap veri tabanlarında olup olmadığını kontrol ederim. Eksik ise eklenmesi için kütüphanecilerden rica da bulunurum. Veri meselesi önemli bir konu :) Aşağıda yine ayrıca inceleyebilmeniz ve kullandığınız bir platform ise de listelerinize ekleyebilmeniz adına bağlantılarına yer veriyorum. Sevgiyle, hoşça kalın...😇​

İlgili Dergi Sayısının Goodreads Sayfası

İlgili Dergi Sayısının 1000Kitap Sayfası  

Düşüncelerim İnceleme Kitaplar

Düşüncelerim: İçimdeki Melodi

İçimdeki Melodi

İçimdeki Melodi by Sharon M. Draper
My rating: 5 of 5 stars    

Herkese yeni bir kitap incelemesinden selamlar 😊 Aslında inceleme demek de pek doğru olmaz şimdi. Nitekim bir incelemenin bir eleştirinin profesyonel ve yetkinlik gerektiren bir şey olduğunu bilirim. O nedenle daha çok kitabın ben de ne uyandırdığı, ne hissettirdiği üzerine eğileceğim. Kısacası düşüncelerimi ifade etmek niyetindeyim. Başlayalım o hâlde :)

Tabii öncesinde arkadaşıma bir teşekkür etmek isterim. Bu kitap onun hediyesi idi :) Hatta serinin bir önceki kitabını da yine o bana hediye etmişti :) O nedenle yazarla, kitapla ve Melody ile tanışmam hep onun sayesindedir. Hayat hepimize her daim böyle güzel dostlar verir umarım😊 Ama son kitabı da artık kendim alacağım. Onu da söylemiş olayım yine :)

Bu arada kitabı 44 günde okumuşum. Evet, kabul ediyorum biraz(şüpheli) fazla  :) Ama 42+2 şeklinde söylemek daha doğru olur. Okumalarım ile ilgili  kayıtlarımı tutarım her zaman. Baktığımda da aslında son iki günde neredeyse kitabı bitirmişim. Bazı zamanlar anlamadığım nedenlerle ya da gerçekten meşgul olduğum durumlar sebebiyle kitaplara yeteri kadar zaman ayıramıyorum. Tabii bunu bir bahane olarak benimsemeyi de pek sevmiyorum. Çünkü yine okuma kayıtlarımı incelediğimde Ort. Dakika/ Sayfa oranım 0.91 ve Ort. Sayfa/Saat oranım ise 66.18 imiş. Zaten kitabı tamamlama sürem de 4 saat 50 dakika şeklinde olmuş. Düşününce aslında pek de uzun bir süre değil. İstenildiğinde her şeye zaman bulunabiliyorsa kitap okumamak için bahanelere sığınmak da pek doğru bir yaklaşım olarak söylenemez. Çıkarılması gereken şey de aslında bu. Her neyse. Kitaba geçelim artık :)

Baş kahramanımız Melody adında bir kız çocuğu. Kendisi serebral palsi hastası oluyor aynı zamanda. Kitap da aslında bu konu etrafında şekilleniyor. Tabii burada mesele hastalığın ne olduğu da değil. Serebral palsi olmazdı da başka bir şey olurdu. Hikâyenin pek değişeceğini ya da yazarın anlatmak istediği şeyin değişeceğini sanmıyorum açıkçası. Çünkü kitap bize aslında Melody'nin bakış açısından pek çok şeyi gösteriyor ki önemli olan da bu. Genelde pek iyi beceremediğimiz empatiyi biraz olsun anlayabilmek... Hoş, ben empati denen şeyin gerçek anlamda hiçbir zaman olamayacağını düşünenlerdenim ama yine de önemli. En azından o duygudaşlığı anlama çabasının olması gerektiğini düşünüyorum. Bu kadarı bence yapabileceğimiz ve yapmamız gereken bir şey. Sadece bu kitap özelinde de değil tabii. Bu hayatın her alanında da böyle olmalı. Daha yaşanılabilir bir hayat için...

Tabii Melody'nin durumunu anlayabilmek için yine serebral palsi'nin ne olduğuna biraz bakmamız gerek. Çok bilimsel çok teknik konuşmanın bir anlamı yok. Bedeninizi çok büyük ölçüde kullanamadığınızı, her şeyi anlayabildiğinizi ama hiçbir şekilde konuşamadığınızı düşünün. İşte serebral palsi tam olarak bu. Yine dediğim noktaya geliyoruz. Bunu nasıl empati edebilirsin ki? Mümkün değil. Sadece anlayabilmek için verilen çabanın bir değeri bir hükmü olabilir ancak.

Kitap seri olma özelliği de taşıdığından yazar her kitapta Melody'nin farklı bir dönemini ele almış. Bu şu an ele aldığım kitabında da on iki on üç yaşları dolayısını işlemiş. Her dönemin kendine göre zorlukları olduğunu okudukça zaten anlıyorsunuz. Peki kolaylaşıyor mu? Bazı şeyler belki ama çoğu zaman kolaylaşan da bir şey yok. Yine de Melody'nin birçok şeye olan tutkusu, azmi ve mücadelesini okumak biraz olsun güzel hissettiriyor. Nitekim her şeye rağmen yaşama tutunmak öyle çok da basit bir şey değil bence. Melody bu anlamda çok güçlü bir kız.

Peki biz kitapta doğrudan neyi okuyoruz? Kısaca anlatmak gerekirse "Yeşil Koru" diye bir kampımız var. Bu kamp tam da Melody gibi ama her birisi kendince farklı güçlüklerle mücadele eden başka başka kişileri de ağırlayan bir organizasyon olarak söylenebilir. Melody'nin de aslında bu kampa gitmesi ardındaki en büyük motivasyon hiç kuşkusuz kendi başına bir şeyler yapabilmeye olan tutkusundan geliyor. Her anlamda ve her konuda başkalarına bağımlı olduğunuzu düşündüğünüzde bunun kıymetinin ne kadar büyük olduğunu anlamak da pek zor değil. İşte kitap boyunca burada yaşadığı anları onun gözünden ve onun bakış açısından görme şansına sahip oluyoruz. Ha bu arada Melody konuşamıyordu. O zaman kitapta karşılıklı konuşmalar olmuyor mu diyebilirsiniz. Bu aslında bir önceki kitapta daha geniş ele alınan bir durum olmakla birlikte kısaca Media Talker adında bir cihaz yardımıyla bu sorunun bir nebze giderildiğini söyleyebiliriz. Yani bazı şeyleri doğrudan ifade ettiğine de şahitlik ediyoruz.

İçimdeki Melodi, Sharon M. Draper tarafından

Bu arada kitapta pek spoiler yaratacak bir durum da yok. Zaten öyle bir konusun da olmadığı çok açık. Söylediğim gibi. Yazarın amacı bence biraz olsun farkındalık kazandırabilmek ve bir bakış açısı sunabilmek. Bu çerçevede okumanın da daha yerinde olacağını düşünüyorum.

Mesela kitabı okuduğum süre zarfınca şunu düşündüm. Bugüne dek nasıl tanımlamalar içerisinde bulunmuşuz? İnsanlar olarak önceleri sakat demişiz. Sonra bu pek hoş olmamış ki özürlü demeye başlamışız. Bakmışlar bu da olmuyor engelli demeye yeltenmişiz. Yine olmamış olacak ki bu seferde özel gereksinimli bireyde karar kılmışız. Benim düşünceme göre yıllar içerisinde bu da anlam kötüleşmesine uğrayacak. Neden mi? Çünkü farklılaştırıyor ve etiketleştiriyoruz. Yani mesele adlar da değil. Bizim sürekli bir ötekileştirme uğraşımız. Melody de belki bunu doğrudan ifade etmiyor ama satır aralarında bunu hissediyorsunuz. Sürekli farklı bir gözle size bakılması sizi de rahatsız etmez miydi ki? Etmemesi mümkün değil. Oysaki yapılması gereken de çok basit. Hayatı olabilecek en azami düzeyde erişilebilir kılmak. Hepsi bu gerçekten. Sonrasında da şu bu değil, sen gibi ben gibi göreceksin. Bilmiyorum belki farklı düşünceler de olabilir ama ben bu şekilde düşünüyorum en azından.

Başka hangi hususlara değinebilirim? Açıkçası Melody'nin ailesini es geçmek olmazdı. Kitabın hemen hemen her yerinde zaten bunu görüyorsunuz. Melody'nin en büyük şanslarından birisi şüphesiz annesi ve babası. Denilebilir ki yani zaten ailesi, bundan daha doğal ne olabilir ki? Öyle değil bence. Hepimiz görüyoruz, şahit oluyoruz. Nasıl, ne çeşit sözde anneler ve babalar var. Böyle bir dünyada onunkileri gibisi gerçekten çok büyük bir şans. Öyle kolay şeyler değil. Anlamak çok zor. Ama onların o mücadelesi ve desteği pek kelimelerle de ifade edilebilecek gibi değil. Onlar gibi anne ve babaların var olması dileğiyle...

Ha şunu da söylemeyi unutmayayım. Böyle güzel insanların olduğu bir yaşamda kötülerin olduğunu da söylememek olmaz. Doğrudan serinin bu ikinci kitabında pek olmasa da ilk kitabından söyleyebileceğimiz saf kötü kalpliler de var. Hem de ne kötüler. Kimisi bilmeyerek ama bazısı da bilerek mi bilerek kötüler. Tabii Melody pek çoğuyla mücadele ediyor, hak edene de hak ettiğini elinden geldiğince veriyor, vermeye devam edecektir. Ama işte bu kötülerin olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. 

Başta da dediğim gibi yine. Öyle kapsamlı bir inceleme yapmak gibi bir niyetim yoktu. Öyle bir yetkinliğim yok bir keresinde. Sadece düşüncelerimi ifade etmek ve de paylaşmak istedim. Söylemediğim, muhtemelen yayınladıktan sonra ah şunu da keşke yazsaydım dediğim şeyler şüphesiz olacaktır🥲​ Onları da başka başka yazılar da yazarım diyelim :) Görüşmek üzere. Sevgiyle, hoşça kalın...😇​